Italia – Lombardia

This article is available only in Turkish. For non-Turkish speakers, I recommend copying and pasting the website link into Google Translate, thank you.

Hollanda’daki küçük tatlı mekanımdan ayrılıp İtalya’ya gidişimi ve İtalya’da olduğum süre içinde başımdan geçenleri içermektedir bu yazı. Her gün başımdan geçenleri yazmaktansa benim için önem arz eden kısımları dökümante edeceğim. Sosyal interaksiyonların hayatımda sahip olduğu önem neticesinde bunlar insanlarla karşılaşmamı ve muhabbetlerimi de içermektedir. İtalya oldukça büyük bir ülke olması sebebiyle ve her küçük şehirde dahi görülmesi gerektiğine inandığım milyonlarca şey olduğundan bu gezim yalnızca Lombardia bölgesini kapsamaktadır.

Highlight 1

Bergamo Havalimanı Milano şehrinin kuzey-batısında yer alıyor ve şehre ulaşım için otobüsler bulunuyor. Ben her ne kadar Pavia’da kalacak olsam da Milano’ya öncelikle gitmem oradan trenle Pavia’ya geçmem gerekiyordu. Yaklaşık 45dk süren yolculuğumda öylece dışarı bakarken eski bir arkadaşımı gördüm.

Highlight 2

Arkadaşımın evine dakikalar mesafesinde bulunan San Teodora Bazilikası bizim gezimizin ilk noktası oldu. Orada geçirmiş olduğumuz 2 saate varan zaman diliminde 12. yüzyılda yapımına başlanan bu yapıyı detaylı bir şekilde inceledik. Duvarlara kazınmış, çizilmiş hikayelere kulak verdik. Cam platform altında sergilenen 12. yüzyıldan kalma mozaikler oldukça ilgi çekiciydi. Tam bu noktada Italya’ya gelmekle pişman olmayacağımı çünkü buradaki Akdeniz kültürünün yanında insanların elindekileri muhafaza etme ve bu geleneği sürdürmeye olan hassasiyetleri çok hoşuma gitti. 

Highlight 3

Arkadaşım son zamanlarda okuduğu Paul Lafargue tarafından yazılmış Tembellik Hakkı isimli bir kitaptan bahsetti. İnsanları hayvandan ayıran en büyük özelliklerden birinin, insanlardaki yoğun tutku sonucu bir eser üretmeye yönelik eğilimleri olduğunu söyledi. İnsanların gerçekten yıllar boyunca bir tablo üzerine sabah akşam çalışması veya bir mermere/taşa şekil verirken yılmadan usanmadan devam ediyor olması oldukça ilginç ve bizi insan yapan elementlerden bir tanesi. Yapılan bu eserlerin gelecek nesiller tarafından değer görmesi dahi sanatçının endişeleri arasında yer almıyor. Tahmin edilebileceği üzere evet bunu da kaybediyoruz, insanlar sonuçlara bakaraktan süreçte vakit kaybetmeyi kendimize yediremiyoruz. 

Highlight 4

Arkadaşım Pavia Üniversitesinde okuduğu için bana okulunu gösterdi. Filistin bayraklarını ve çadırları etrafta görmek beni çok mutlu etti ve beni şehre bir adım daha yaklaştırdı. Üniversite adı altındaki müzeyi ziyaret ederek okula kendini adamış önemli isimlerden Alessandro Volta’nın kullanmış olduğu eşyaları ve Camillo Golgi’nin Nobel Ödülü’nü görmüş olduk.

Highlight 5

Buradaki kahvaltıda insanların tatlı bir şey yemesine bayıldım. Antep fıstık kreması dolgulu kruvasan (brioche derken kuzeyliler güneyliler buna cornetto diyor) muntazam bir şey gerçekten. Kahve ise gerçekten ayrı bir tada sahip ve Ukrayna’lı burada ps okuyan bir kimse bana burada hiçbir şey yolunda gitmese dahi sabah kahve içince her şeyin yolunda gideceğine inandığını söyledi.

Highlight 6

Arkadaşımın önerisi üzerine Chiavenna isimli İtalya’nın kuzeyinde bir kasabaya gittik. Burası İsviçre sınırına yakın Alpler’in hemen eteklerine bir vadiye kurulmuş ortasından nehir geçen bir şehir. Böylesine küçük tatlı bir yerde göreceklerimizin de sınırlı olması sebebiyle kalan vaktimizde Alpler’de biraz vakit geçirmek istedik. Bir hiking yolu bulduğumuz anda girdik ve dikey düzlemde yaklaşık 300 metre yukarı çıkarak Pianazzola isimli küçük bir kasabaya vardık. Yarım saat süren yolculuğumuz ormanın içinden muhtemelen araba yolu yapılmadan önce insanların elleriyle dizmiş olduğu taşların üstünde geçti. Aşağıdaki fotoğraflar Chivenna’dan kareler.

Pianazzola kasabasında 2011 verilerine göre 68 kişi yaşıyor ve evleri çok güzel duruyordu gerçekten. Varır varmaz bizi yolda yaşlı bir adam karşıladı ve ona su içebileceğimiz neresi var diye sorduk. Kendisi bize mahallenin ortasında bir çeşme olduğunu söyledi ve oraya gittik. Alpler’den gelen soğuk suyu içmek ve yüzümüzü yıkamak çok iyi geldi. Tam o esnada çeşmenin hemen yanındaki bir evden bir kadın bize seslendi. Kendi hikayesini anlattı bize. Kendisi o evde doğmuş büyümüş. 3 çocuğu da orada doğmuş ve eşini de yine bu evde kaybetmiş. Ardından kasabada bulunan tek restoranta gidip oturduk. Orada makarna ve gelato yedik ama yediğim en güzel makarna ve en güzel gelatoydu. Tüm malzemeleri bu küçük yerde yetişen meyve ve sebzeden, burada otlayan keçilerden yapıyorlarmış. Çıktıktan sonra bir kadın havaların sürekli değiştiğinden, yağmurun güneşin kafasının karıştığını söyledi. Kasabada birkaç satılık bina vardı, üstlerinde bulunan numaraları arayarak fiyatlarını öğrendik. Bir ev için yalnızca 40 bin euro istiyorlardı örneğin. Uzun süreli yaşamalık bir yer olduğu kanaatini getirdik. Dönüş yolunda küçük bir elma ağacı vardı, biraz toplayıp yol boyunca yedim. 

Highlight 7

Bir gün arkadaşım bir kilisenin içinde acaba yeteri kadar para versem burayı satın alabilir miyim diye sordu. Ben ise yani burayı alıp ne yapacaksın ki dedim. Dedi ki ortaya şöyle kocaman bir masa atacaksın. Şuraya da bir yatak müthiş olacak işte dedi. Ben de yani bunun için tasarlanmış bir yer değil ama tabi sen istersen neden olmasın dedim. Bunu söyledikten sonra önümüze sürekli artık kullanılmayan kiliselerin özel mülk olarak kullanıldığını görmeye başladık. Özellikle Chiavenna’da sadece 2 tane kilise kalmış mesela bir tane kilise bir giyim mağazasına çevrilmişti.

Highlight 8

Chiavenna’da bir müzeye girdik. Şehirdeki pek çok kilise dönüştürüldüğü için kiliselerdeki önemli parçalar bu müzede sergileniyordu. Pek çok farklı kiliseden gelen parçalar arasında kıyafetler, altın işlemeli kitap kapakları ve daha pek çok şey vardı. Tam sınırda olması sebebiyle kent, bir süre orada bulunan kiliseler protestanlar tarafından kullanılmış. İlginç olan ise ben bir çeşit ikonoklazm yaşandığını düşünürken müzede çalışan kız bizim aslında çok genelleme yaptığımızı tarihte işlerin bu kadar komplike yaşanmadığını söyledi, bu düşünce oldukça ilgi çekiciydi benim için. Kendisi sanat tarihi okuyormuş Milano’da. Kilisede giyilen kıyafetlere baktığımızda ise hepsinin zengin önde gelen kadınların eski kıyafetlerini kiliseye bağışlaması sonucu yamalarla onarılmasıyla hazırlandığını öğrendik. Yani geri dönüşümün çok hiyerarşik bir örneği de olsa en nihayetinde insanlar tüketim zincirinin bir parçası olarak kiliseye de yer ayırmışlar. Şarjım bittiği için ne yazık ki buraya ait bir fotoğraf elimde bulunmuyor.

Highlight 9

Pavia’da bulunan Santa Maria Kilisesi önünde bir özel mülk var ama yanından geçerken bile tüm bedenimle hissettiğim gül kokusu o kadar müthiş bir deneyimdi ki anlatamam. Gül bahçesi nasıl kokar o zaman fark ettim ve şehrin en sevdiğim yerlerinden biri oldu.

Highlight 10

İtalya konusunda beni üzen iki nokta var. Bunlardan ilki çok sıcak olması ve ikincisi sivrisinekler. Sivrisineklerin türü biraz daha farklı olduğundan olsa bende çok farklı bir reaksiyon verdi. Büyük yaralar gibi görünüyorlar ve çok kaşındırıyorlar. Yakınlarda çok fazla pirinç tarlası olması hasebiyle olduğu tahmin ediliyor.

Highlight 11

Bir bölgeye gidildiği zaman görülmesi gerekenler diye aklımda bir çıkarımda bulundum. Bunlardan ilki arkeoloji, bu sayede insanın doğaya olan adaptasyonu daha anlamlı hale geliyor ve bir noktada nereden geldiğimizi hatırlatıyor. Bu konu çok daha detaylandırılabilir ama şimdilik kısa tutacağım. İkinci Doğa Tarih Müzesi, bu sayede bölgenin geçmişten günümüze ev sahipliği yaptığı canlılar tanıtılıyor. Sonuncu ise botanik bahçesi. Dediğim gibi her aşamada öğrendiğim çok fazla şey oldu detaylandırmak için belki gelecekte bunun üzerine de bir şey yazarım. 

Highlight 12

Arkadaşımla Filistin konusu üzerine konuştuk ve bana çok ilgi çekici bir bakış açısı kazandırdı. Benim hiç bakmadığım ve benzetme yapmadığım bir konu üzerine konuştuk. Özellikle İsrail’in yapmış olduğu bu soykırım sonucunda Dünya kamuoyu gerçekten bir çözüm olarak neler yapabilir diye düşünürken bunu fark ettim. Bosna-Hersek 1463 yılından 1878 yılına kadar Osmanlı toprakları içinde yer alıyorken sonrasında Sırpların hak iddia etmesi sonucu başlattığı bir soykırım tarih sayfalarında yer alıyor. Kendisinin babaannesi Bosna-Hersek’li olduğu için İsraillilere yapılacak yaptırım nedir ve sonuçları nedir dendiğinde Sırpların yönteminden farklı olması gerektiği hakkında hemfikir olsak da bir toprakta nesiller boyu yaşayan bir toplumu topraklarından çıkartmanın sivillere olan sonuçlarının ciddiyetini bir kez daha hatırlamış oldum. 

Highlight 13

Henüz Duomo di Milano’ya gitmeden metroya binmeye çalışırken bileti nereye basacağımızı ben ve yanımdaki bir kimse anlayamadık. Sonra gelip birisi gösterdi ama biz konuşmaya devam ettik. Kendisi burada bir film festivaline konuşmacı olarak geldiğini NY’de kendi kurduğu bir film festivali olduğunu yarın benim de konuşmasına gelmemi istediğini söyledi. Ben de sinemaya olan ilgimden ve mimari analizler yazdığımdan bahsedince çok sevindi kendi numarasını verdi ve beni my turkish amigo olarak kaydetti (Avrupa’ya gelince sanırsam whatsapp kullanma ihtiyacı hasıl olmuş, 3 sohbetinden biri olmuş oldum). Ondan gezilmesi gereken yerleri sordum o da benden Duomo’da vakit geçirmemi rica etti. Kendisinin ismi Tom Oliva ve ben elbette davetine icabet ederek gittim. Kurmuş olduğu festivalin ismi All-American HS Film Festival ve dünyadaki en büyük lise seviyesi film festivali. Mekana ama biraz erken gittiğim için marketten önce su alayım dedim. Tam ödüyorum arkamdan biri omzuma dokunup my turkish amigo dedi. Ben de artık hadi ordan falan dedim ama evet adamla gerçekten tekrardan karşılaştık. Beni salona götürüp en öne oturttu oradaki bir tane Hollandalı bir tane de Türkle tanıştırdı. Hollandalı okuluma çok yakın bir yerde oturuyormuş Türk ise bir filmini sergilemek için gelmiş. Gerçekten hayatımda daha önce 3 dili aynı 5dk içinde kullanmamış olabilirim. Etkinlik mükemmel geçti. Lise seviyesindeki öğrencilerin kısa filmlerini izledik ve yorumladık. Çok fazla not aldım kısa filmlerin bende uyandırdığı duygular hakkında. Oldukça verimli geçirmiş hissettim zamanımı. Zaman zaman duygulandım zaman zaman mutlu oldum. Sonunda Kolombiyalı bir komün içinde yaşamanın önemini anlatan bir kişi ile karşılaştım çok değerli bir insandı gerçekten de. 

Highlight 14

Arkadaşımla evde olduğumuz bir anda arkadaşımın ev arkadaşı (B.) bize kırıldığı zaman renk veren bilekliklerden getirdi. Bu bilekliklerin kendi organize ettiği bir parti için olduğunu ve bizim vip olarak davetli olduğumuzu söyledi. Gece geç saatte başlayacağını ve neredeyse sabaha kadar süreceğini duyunca ben çok sıcak bakmadım çünkü gerçekten günlerimiz oldukça yorucu geçiyordu ve o enerjiyi kendimde bulamadığımı söyledim. Arkadaşım eğer beğenmezsem erken dönebileceğimizi sadece en azından bir kere de olsa gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben de kabul ettim. Daha gitmeden o partinin geçmişi hakkında bilgi edindim ki inanılmaz bir şekilde beni cezbetti. Her şey pandemi esnasında B.’nin yürüyüş yaparken karşılaştığı Ticino nehri kenarında görmüş olduğu bir mekanla başlamış. Öncelikle birkaç arkadaşını oraya davet ederek hep birlikte eğlenmişler ve müzik dinlemişler. Sonra zamanla insanların kendi arkadaşlarını çağırmasıyla büyüyen grup benim gittiğim gün 150 kişilik bir gruba dönüşmüştü. Whatsapp gruplarında yaklaşık 300 kişinin olmasının yanında katılımcılara yol göstermesi için gece karanlığında etrafa asılmış küçük işaretler o kadar hoşuma gitti ki gerçek bir komün oluşturulduğunun farkına vardım. Kendisini anarko komünist olarak tanıtan B., o akşamki etkinliğin ilk defa paralı olduğunu ve kendisinin kartondan yapılma barda içecek satacağını söyledi. Hep birlikte gittiğimizde kamp ateşi yakılmış insanlar yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Odun kesmede biraz yardımettikten sonra nehrin kenarında biriyle tanışıp uzun bir süre muhabbet ettik ardından bir Türk grubuna dahil olup onlarla muhabbet etmeye başladık. Ardından oldukça uluslararası bir ortam olduğunun farkına varıp insanlarla bir yolcu olarak tanışmaya başladım. Etraf o kadar karanlıktı ki sadece kollarımıza takmış olduğumuz bileklikler gözüküyordu ve gecenin ilerleyen saatlerinde onlar da artık sönmüştü tıpkı kamp ateşi gibi. Ay ışığında nehrin kenarında uzun süre uzandım tek başıma ve gerçekten çok iyi geldi. O an Akdeniz kültürünün ne kadar da benim kültürüme benzer olduğunu düşündüm belki de. Çok geç saatlere kalmak istemediğimden saat 3 gibi ayrıldım. Ardından yarım saatlik dönüş yoluna koyulduk ve yol boyunca yine muhabbet ettik ve yeni insanlarla tanıştım. Kendimi bir yolcu olarak tanıtmanın bana verdiği bir özgüven oldu. O insanlarla bir daha görüşemeyeceğimi biliyordum ve bunun bilincinde olmama rağmen tam o an içinde söylediklerini can kulağıyla dinledim ve onları tanımaya çalıştım. 

Highlight 15

Çizim yapmayı sevdiğimden dolayı ve her zaman Duomo di Milano’yu çizmek istediğim için Milano’yu ziyaret ettiğim gün yanımda defterimi ve kalem takımımı götürdüm. İlk gittiğim günün akşamında gün battıktan sonra uzun süre katedralin hemen önündeki meydana oturup çizim yaptım. Yanımdaki bir sokak sanatçısı Wish You Were Here çalarken gerçekten benim için dolu dolu bir gece oldu. Çizim yaparken Fransalı bir kimseyle biraz konuştuk. Çok fazla odaklanamadığım için konuşmamıza muhtemelen canı sıkıldı ve arkasını dönüp gitti iyi akşamlar dileyerek.

Highlight 16

Milano’ya gittiğim gün Duomo’nun yanındaki çöp kutusunun fotoğrafını instagramda story attıktan sonra dedemin kuzeninin torunu (aynı soyismi paylaşıyoruz) kendisinin de anne ve babasıyla Milano’da olduğunu söyledi. Onlarla buluşup konuştuk benim için çok iyi oldu gerçekten de uzak da olsa akrabalarımla vakit geçirmek.

Highlight 17

Film festivali sonrasında Tom bana Sforza Kalesi’ne gitmemi önerdi ve ayrıldık. Ben de onun sözünü dinleyip gittim. Oldukça güzel bir yerdi kesinlikle sonra Arco della Pace’yi gördüm ve gittim önüne oturdum. Yanımda bir adam vardı ve konuşmaya başladık. Bana kamerasını gösterdi vesaire ardından hayat hakkında konuşmaya başladık. Kendisi de alkollü olduğundan olsa gerek söyleyecek çok şeyi vardı ve uzun uzun konuştuk kendi hayat hikayemi anlattım onun hikayesini dinledim. Sonrasında Türk olduğunu öğrendim. Kendisinin annesi Türk ama Londra’da doğup büyümüş, lise ve üniversiteyi Türkiye’de okumuş. Hayatın ne kadar da uzun olduğunu ve hayatta her istediğimi yapabileceğimi hatırlattı. Kendisi 34 yaşındaymış. Bana kendi gençliğindeki Türkiye’yi anlattı. Hayatta hiçbir zaman kendisini bir yere ait hissetmediğini ve bunu bulabilmek için çok çabaladığını söyledi. Benim de benzer süreçlerden geçtiğimi söyledim kendisine. Çözüm olarak o kendisinin bir evren olduğunu ve huzuru da mutluluğu da sadece kendimizde bulabileceğimizi bana hatırlattı. Önümüzdeki bu anıtın yalnızca bizim gözlerimiz ve bakışlarımız sayesinde bir anlam kazandığı üzerine konuştuk. Ardından dedi ki gel senin fotoğrafını çekeceğim sonra sana gönderirim akşam dedi. Çok iyi giyinmiş olmasına aldırmadan yere birden yatıp benim fotoğrafımı çekti. Bu kadar zahmete gerek olmadığını söylediğimde ise kimsenin kimseyi umursamadığını bana hatırlattı. Hemen yanımızdaki adamın boynundaki dövmeyi gösterdi. Ancak kendimizin kendimizi sevebileceğini ola gelmiş olaylara adapte olmakta ve tolere etmekte sadece başarılı canlılar olduğumuzu söyledi. Sonunda hayatın güzel bir yer olduğunu birbirimize söz vererek ben kalktım ve anıtın diğer tarafına geçerek anıtı müzik dinleyerek çizdim. 

One response

  1. Shoviex Avatar
    Shoviex

    Nefis bir gezi olmuş, keyifle okudum. Seyahat etme isteğim ateşlendi, o maceraya atılma heyecanı ve hissettiğin özgürlük…
    Yolo!!

Leave a comment