“Buna Tıpta Büyümek Mi Deniyor?” kendisi ile ilgilenmeyen anne ve babaya sahip bir çocuğun anneannesi ile ilişkisinin metin şeklinde aktarıldığı bir eserdir. Eserde anne ve baba modern dünyanın gereksinimlerini karşılamak için çocukları ile ilgenememekte ve bu sebeple onu anneannesine göndermektedirler. Çocuk gelişimine etki eden faktörler ve farklı düşünce akımlarının sonuçları çocuk yaştaki bir kimse için uzak gelecekte pozitif ya da negatif etkiler göstermektedir. Elif Key’in bu yapıtında, söz konusu olguların sebeplerinden birisi olarak gösterilen modern aile yapısının; aile büyüklerinin küçük çocuklar üzerindeki etkisi gelişim psikolojisi bağlamında incelenmiştir. Yazar bu temayı birinci ağızdan, masal metnine benzetimle kaleme alırken iç monolog tekniğinden yoğunklukla yararlanmıştır.
Gelişme psikolojisi insan hayatını çeşitli dönemlere ayırarak yaşa bağlı davranış değişikliklerini sistematik olarak inceleyen bilim dalıdır ve bu eserde iradedışı bir sonuç olarak okuyucuya sunulan: çocuğun kimliğinin oluşması, duygusal gelişimi ve ahlak anlayışındaki gelişim süreçlerinde yanında anne ve babasından çok aile büyüklerinden anneannenin yer alıyor oluşunun çocuk üzerindeki etkisi incelenecektir. Modern dünyanın hareketli yapısı, anne ve babaların çocukları ile geçirdiği zamanı materyalist bakış açısı ile kısıtlı hale getirirken beraberinde buna getirdiği çözüm yenilikçi olmaktan uzaktır. Pek çok anne baba her ne kadar pedegogların yönlendirmesi ile bugün çocukların gelişim psikolojisi için en doğru olanı seçmeye çalışıyor olsa da kültürel değerleri anne babaya nispeten daha fazla olan aile büyüklerinin çocuklara bakıyor oluşu halen daha devam eden bir olgudur. Ayroca karakterlerin eserde bir isminin olmayışı, onların toplumdaki özgün bireyler olmalarından ziyade “tip” olarak bulunuşlarının altını çizmiştir. Yazar bu yolla eserde ele alınan olayın yaşanmasında bahsi geçen tiplemelerin tek koşul olduğunu ve bu olayın binlerce çocuğun başına geldiğine dikkat çekmektedir.
Eserde ele alınan atmosfer incelendiğinde ise çocuklar arası statü farkının yaygınlaşmadığı ve modern dünyanın temellerinin yeni atıldığı bir çerçeve ile karşılaşılmaktadır. “…Okullara çuvalla para filan dökülmezdi. Herkeste siyah bir önlük… En yakın okul, en yakın önlükçü, hangi öğretmene düştüysen bitti gitti. Kokulu silgi daha yoktu…” (Key, 1) Mevcut durumlar içerisinde herhangi bir üstünlük kurma durumuna imkan tanımayan gerçekler diğer çocuklarla eşit bir çocuk profili oluşturmaktadır. Eşit bir çocuk profilinin temaya katkısı ayrımcılıkla karşılaşmamış ve bireysel olarak deneyimlediklerinin normal olduğu bilinciyle yaşayan bireydir. Normların tanımının yapıldığı çocukluk süreci tıpkı eserdeki çocuğun kendisine nasıl davranıldığını bir normal olarak değerlendirirken bilişsel bir gelişim sürecinin de içerisinde bulunmaktadır. Yazarın iç monolog tekniğini kullanıyor olması okuyucuya çocuğun düşüncelerini yakından inceleme imkanı tanımaktadır. Anlatıcının düşüncelerini aktarırken kendini arkadaşları üzerinden karşılaştırmıyor ve anne babası yerine anneannesine daha yakın hissediyor oluşunu sorgulamıyor oluşu ile yazar çocukluk döneminde normların oluştuğuna ve bunun uzak gelecekte de etkilerinin görüldüğüne parmak basmaktadır.
Aile büyüklerinin çocuklar üzerindeki etkisi bu eser bağlamında incelencek olursa çocuğun büyük bir heyecanla yanına gittiği “anneanne” kişisinin onu günlük gittiği her yere götürmesi ve onunla oyunlar oynaması ele alınmıştır. “…Her yere taşırdı bizi, ama her yere. Komşuya, pazara, bakkala, parka…” (Key, 1) Hayatına bir neşe olarak kabul eden anneanne çocuğu kendisinin de gittiği her yere götürerek aslında kendi günlük yaşamına devam ederken çocukları da mutlu etmeyi başarmaktadır. Bu da çocuğun kimliğinin oluşmasında, duygusal gelişiminde ve ahlak anlayışındaki gelişimde anne babasının ve anneannesinin olmak üzere farklı jenerasyonlara ait iki farklı düşüncenin ortak paylaşımlarının sentezi etkili olacaktır. “…Anneannemin derdi çocuklarında yaptığı hataları torunlarında yapmamaktı…” (Key, 1) Anneanne geçmişteki hatalarını düzelterek çocukluk dönemi gelişimi için iyi bir yol izlediği inanıcya çocukla yakından ilgilenmeyi kendisine ilke ediniyorken çocuk kendisi ile yakından ilgilenmeyen anne ve babasından soğumaktadırlar. Bu da doğrudan bahsedilen gelişiminde etkili olacak düşünce sentezindeki baskın karakteri “anneanne” yapacaktır. Yazarın bu temayı işlerken masal metni ile benzerlikler kurması da düşünce yapısının modernizmin beraberinde getirdiği materyallikten uzak, daha çok anneanenin kültürel kimliğini ön plana çıkartan bir teknik olarak okuyucuya sunulmuştur.
Yazar kültürel kimlik ile materyalist kimliğin sentezindeki çatışmayı da yine birinci ağızdan metinde ele almıştır. Modernizmin beraberinde kaçınılmaz olarak getirdiği materyalist bakış açısı çocuğun duygusal gelişiminde sınırlayıcı bir faktör rolüne sahiptir. Anneannesinin yanında oynadığı sınırsız oyunla beraber kurmuş olduğu hayaller ve yaşadığı yoğun duygular kültürel kimlik ile özdeşleşmiş aile büyüklerinin günlük yaşantılarında bir rol almak çocuğun duygusal gelişiminde pozitif etkiler bırakmaktadır. “…Buna da tıpta ‘büyümek’ deniyor.” (Key, 2) Anlatıcı eserin son cümlesinde duygusal zekânın önemini vurgular bir şekilde bütün bir eser boyunca kaleme almış olduğu duygu durumlarının ve bu duygu durumlarının kendi gelişimine olan katkısını vurgularken materyalist düşüncenin duygudan yoksun bir şekilde bunu bilimsel olarak tıptaki “büyümek” terimiyle ilişkilendirerek “anneannenin” tüm duygusal anlamını yitirmesinin ne demek olduğunu okuyucuya göstermektedir.
Sonuç olarak Elif Key’in “Buna Tıpta Büyümek Mi Deniyor?” adlı eserinde bir çocuğun bilişsel gelişim süreci kaleme alınmıştır. Eserdeki çocuğun anne ve babasından çok anneannesi ile yakın iletişimi kültürel kimliğini ön plana çıkartmasına sebep olmuştur. Aile büyüklerinin hayatlarına çocukları da alıyor olmaları çocukların duygusal gelişimine büyük katkı sağlamaktadır.
Leave a comment