Sait Faik Abasıyanık Sinağrit Baba isimli öyküsünde, insanlar ile farkı dünyalara sahip ve insanları karşısında gören bir balığın can verme hikayesini konu almıştır. Kendi halinde bir balık olan Sinağrit Baba, “Baba” ismi ile akıllara gelen baba profilinin aksine evlenmemiştir ve evlat sahibi değildir. Hikaye içerisinde yazar betimlemeler ile denizi, Sinağrit Baba’yı ve balıkçıları tanıtmıştır. Anlatıcı okuyucu ile hikayenin baş kahramanı ve pek çok insan özelliğine sahip Sinağrit Baba’yı tanıştırmıştır.
Sinağrit Baba insan özelliğine sahip olmasının yanı sıra bir balık olarak insanları yargılama yetisine de sahiptir. Anlatıcı Sinağrit Baba’yı denizdeki diğer tüm balıklardan ayrı bir mercek altında izlemiştir. Şaşaalı bir hayat süren Sinağrit Baba bir akşam hayatına son vermeye karar verir. Bu öyküyü Friedrich Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” isimli kitabında açıklamış olduğu “üst insan” kavramı bağlamında okumak mümkündür. Nietzsche insanın henüz zihinsel evrimini tamamlayamadığına inanmakta ve bu evrimini tamamlamış kimselere de “üst insan” demektedir. Yaşamış olduğu dünyayı tek şansı olarak gören “üst insan” ile bir akşam hayatına son vermeye karar veren ve hiçbir beklentisi olmayan Sinağrit Baba ilişkilendirilmeye müsaittir. Sinağrit Baba’nın hayatına son vermek fiilini, nihilist bir bakış açısıyla vermiş olduğu karar ile gerçekleştireceği vurgulanmaktadır. Sinağrit Baba, yaşıyor olduğu dünyada etrafına bir faydası olmadığına inanmış, kendine yakışmayacağını düşündüğü ölümlere de izin vermemiş ve ölüsünün daha çok anlamı olacağı inancıyla böyle bir karar vermiştir. Nietzsche “üst insan” ı konfor alanından çıkma cesareti gösteren kimse olarak tanımlamıştır. Sinağrit Baba da vermiş olduğu karar ile altından, zümrütten, inciden, mercandan, sedef lacivretten olan sarayını; eleğimsağlam mantosunu “üst insan” bağlamında tek şansı olarak gördüğü bu dünyayı bırakmayı seçmiştir.
“Üst insan” kavramı altında en çok karşılaşılan noktalardan biri de, insanın kendi yolundan gitmesidir. Bu davranış her ne kadar bencillik olarak tanımlansa da Nietzsche irade özgürüğü olan insan için bunu; kendi yolundan gitmek, kendi değerlerini belirlemek olarak tanımlamıştır. Sinağrit Baba o akşam hangi oltayı seçeceği konusunda düşüncelere dalmıştır. Balıkçıları oltalarının kokusundan anlayan Sinağrit Baba onlara deneyimli bir şekilde yaklaşır ve anlatıcı Sinağrit Baba’nın balıkçıların gözünde çizmiş olduğu profili aktarmıştır. Sinağrit Baba’nın gözünde, balıkçılar sahip oldukları tutum ve davranışlar ile yargılanmış ve Sinağrit Baba için tüm balıkçılar kusurludur. Sinağrit Baba’nın kusurlu kabul ettiği davranış ve tutumlar ucu kendisine dokunanlardır. Yani Sinağrit Baba’nın işine gelmediği için balıkçıları kusurlu kabul etmiş olması her ne kadar bencillik olarak kabul edilebilirse de Nietzsche bunu kendi yolundan gitmek olarak tanımlamıştır. Anlatıcı Sinağrit Baba’nın balıkçılarda kusur bulmasını aktarırken Sinağrit Baba’nın kimleri sevip kimleri sevmediğinden de bahsetmiştir. Sinağrit Baba; “…gururlu fukarayı…”, “…cesuru…”, “…kıskanç olmayanı…”, “…cömerti…” sevmektedir. Bir baba profilini paylaşan yazar, ,mükemmel ve kusursuz bir insanlık arayışı içerisindeki bir balığı tanımlamıştır. Yazarın kullanmış olduğu teknikler ile Sinağrit Baba’nın da mükemmel ve kusursuz bir kimse olduğu düşünülmektedir. Mükemmel bir insan imajı verilen Sinağrit Baba, tanrı olma arzusu taşımaktadır. Dünyanın kendisi etrafında dödüğüne inanan Sinağrit Baba yakalanmış balıkları zavallı görmüştür. Her şeyin kendi yönetimi altında kalmasını, kendi kontrol alanının dışına çıkmasını kabul etmeyen Sinağrit Baba yardıma muhtaç balıklara o an içerisinde yardım etmenin gelecekte kendisine bir faydası olmayacağını anlamıştır. Sinağrit Baba kendisinin aynı duruma düşmesi halinde yaptığının aynısının kendisine yapılmayacağının bilincindedir. Bunu her ne kadar bencillik olarak tanımlamak mümkün ise de Nietzsche bunu “üst insan”ın kendi yolundan gitmesi olarak tanımlamıştır.
Sinağrit Baba etrafında hareketlilik olmasına rağmen kendi yolunda ilerlemektedir. Kendisi için belirlemiş olduğu değerler doğrultusunda kendisine uygun ve kendi gibi mükemmel bir balıkçıyı beklemektedir. Sinağrit Baba tehlikenin eşiğinde olmasına rağman olta iğnelerini düzleştirmekten çekinmemektedir. Sinağrit Baba, Nietzsche’nin “üst insan”ı gibi konforlu yaşamdan uzakta tehlikenin dibinde yaşamayı seçmiştir Sinağrit Baba’nın kendini bir balıkçıya teslim etmesi için tek şansı vardır ne de olsa bir balık iki defa oltaya yakalanmayacaktır. Sinağrit Baba bu tek ve son şansını en iyiye kullanması gerektiğinin bilincindedir.
Sinağrit Baba en nihayetinde kendisi gibi mükemmel birini bulur. Sinağrit Baba kendisi ölene kadar mükemmel kalacağına inandığı bu adama hiddetlenmiştir ve kendisini tutan balıkçının talihinin yaver gitmişliğinden dem vurmuş olsa da bunu hata olarak görüp o oltayı tuttuğuna pişman olarak mağlup olmuştur. Sinağrit Baba mükemmel biri olarak bir hata ile sahip olduğu tek şansı böylece yok eder. Hayatının sonunda çekmiş olduğu bu acı Sinağrit Baba’nın kendi yolunda gittiğinin bir kanıtıdır. Sinağrit Baba son nefesini verirken ağzını açıp bağırmayı düşünse de vazgeçer. Son nefesinde bile rasyonaliteden taviz vermeyen Sinağrit Baba ömrünü “üst insan” olarak, mükemmel olarak yaşamış olsa da hiçbir insanlık imtihanı geçirmemiş bir balıkçının sandalında can verir. Hiçbir imtihandan geçmemiş bir kimse mükemmel olsa da Nietzsche’nin “üst insan”ı asla olamayacaktır. Nietzsche’nin tanımı ile “üst insan”ın belirlediği yolda tehlike olmak zorunadır, acıların farkında olarak acı çekmekten çekinilmemelidir. Nietzsche acı çekmeyi kendi yolundan gitmenin bir kanıtı olarak tanımlamaktadır. Balıkçının hiçbir acı, hiçbir imtihan ile karşılaşmamış olması Sinağrit Baba’nın yanılması için yetmiş ve Sinağrit Baba bu hatasını canı ile öderken pişman ve yenilmiş bir şekilde hayatın karşısında pes etmiştir.
Leave a comment