Sait Faik’in Mahalle Kahvesi Eseri Analizi

·

Başlık olarak Mahalle Kahvesi’nin seçilmesi aleladeliğin dışa vurulmuş halini göstermektedir. Gayet sıradan ve hayatın içinden bir parça olan mahalle, tıpkı başyapıt sayılabilecek filmlerde de görüleceği üzere aile kurumu üzerine yapılan tonlamalar gibi konuyu halkın içinden olan sıradan ve olağan dışılıktan gayet uzak bir şekilde açıklamayı başarmıştır. Mahalle kahveleri belli bir kesimdeki vasat zihniyetin toplandığı mekanlar olup genelde yaşlıların, emeklilerin, iş bulamamış gençlerin mekanı olarak bilinir. Maskülen bir çatı altında toplanan erkekler yaptıkları dedikodular ile tek bir yargıya vararak kesin hükümler verirler. Kahveler köyün veyahut mahallenin çekirdeği olarak da düşünülebilir. O kadar erkeğin bir araya toplanması kadınların oraya girme hakkını yok eder. Hatta kahveye gelen kadınlara yan gözle bakılır ve bir kadının kahveye girmesinin yanlış olduğunu herkes bilir. Kadınlar kadınlar yalnızca pencereden kocalarına seslenmek için uğrarlar. Ayrıca ataerkilliğin hüküm sürdüğü bu sosyalleşme merkezleri aslında bir çeşit acil durum merkezi olarak da düşünülebilir. Başı derde giren, acil bir durumla yüzleşen kimse mahalle kahvesinin erkeğine güvenir. Mahalle kahvesinin acil durumlar için ister kadın ister erkek hatta yabancı bir kimse dahi olsa herkese kapısı açıktır. Kahveler genelde oyunların oynandığı ve borçların havada döndüğü bir ortamdır Flanörlüğünden ödün vermeyen anlatıcı yazın da mahalle kahvesine gittiği için kışın yaptığı ziyarette pek yadırganmamıştır. Buradan çıkarılabilir sonuçlara bakacak olursak yazar zamanında yani yazın sık sık uğradığı sırada bu kahvenin müdavimi olmuştur. Herkesin birbirini tanıdığı bir kitlenin var oluşu, mahalleye yeni gelen kimseyi yabancı addeder. Bu yabancı ise henüz ağzını açmadan kahve sakinlerine birçok şey söyleyebilir dış görünüşü, hali ve tavrıyla. Olağanüstü bir şekilde her birinin görüşü benzerdir. Görüşleri tek bir yargıda birleşerek yabancının hükmü aralarında verilir. Yazarın yadırganmaması olağandışı bir durumdur. Yadırganmamak fiili ile anlatılmak istenen anlatıcının mahalle kahvesinde garipsenmediğini belirtmektir. Bir kahvenin müdavimi olan bir kimseye takılacak bir tavır olan yadırgamamak, bir müddet kahve ile bağını koparmış bir kimseye takılacak normal bir tavır değildir. Yazar bunu her ne kadar yadırganmamak olarak ifade etse de kahve sakinlerinin gözünden durumu görmek mümkün değildir. Yaz aylarında müdavimliğini sürdüren bir kimse aradan geçen süre sonrasında bir kış akşamı kahveye gitmesi için geçerli bir sebebe ihtiyaç duyar ne de olsa. Onu oraya götüren sebebin bilinmezliği kadar kahve sakinlerinin onu orada uzun süre sonra tekrar gördüklerinde karşısında büründükleri sessizlikleri de ayrı bir bilinmezliktir. Uzun süre görülmeyen bir kimse ne olursa olsun mahalle sakinlerinin dikkatini çeker. Kahve sakinlerinin yadırgamama tutumu umarsızca davrandıkları ile ilişkilendirilebilir ve eğer kahve sakinleri tarafından bir umursamazlık söz konusu ise bu pek de hayra alamet değildir. Burada okuyucunun karşısına iki seçenek çıkmaktadır:  ya anlatıcı çok sık gitmemiştir ve zaten müdavimlik vasfına her ne kadar sahip olsa da kahvenin sakini olma makamına erişememiş, aylar sonra(!) tekrar gelmiş ve mahalle sakinleri ise bu durumu yadırgamamıştır veya yakışık almayan bir olay yaşanmıştır. Yadırganmamasını burada kale alınmaması olarak yorumlayacak olursak, sapa bir mahalle kahvesi için üzerine gözlerin dikilmemiş olması pek de olağan bir şey değildir. Akşam vaktinin tasvirine bakılacak olursa normal bir kış ayı akşamı denilebilecek kadar sıradan bir akşamdır. Kahvenin sapa yerde oluşu onun salt bir müşteri topluluğuna sahip olduğunu göstermektedir. Kahveye sapa sıfatını veren köy kahvesi olmaktan ziyade kenar bir mahallenin sadece sakinlerine hitap eden bir kahve olmasıdır. Yazın çok daha hoş olan bu bahçe, zamanında gelip geçerken göz attığı mekan şimdi çok farklıdır ve bu anlatıcının dikkatini çeker. Kahve sakinlerinin ona seslenmeden işlerine devam etmeleri ve yazarın da onlara olan yakınlığını dile getirmemesi üzerine gelip geçerken gördüğü bir söğüt asmanın yapraklarının düşmesi ile kendi dünyasında canlanan anılar ile okuyucunun dikkatini çekmiştir. Devamında yazın bahçeyi aydınlatan mora çalan beyaz ışığın koyulaştığından bahsedilir. Burada güneş ışığına vurgu yapılır. Yazın bir bahçe dibinden aydınlatılmaz ama mor çiçekler ile aydınlatılır ve ancak kısa süre içinde bu mor ışık kararacaktır. Bu kararma akşam vaktinin karanlık bulutlarının mor renkten koyulaşıp kendini geceye bırakması olarak yorumlanabilir. Buradan kahvenin gayet iyi ışıklandırıldığı pek çok dışarı bakan pencerenin olduğu söylenebilir. Asimile edilmeye ve yeni şeylere kapalı olan bu kurum var olan fikre uymaktan çok yeni fikirleri oluşturmasıyla ön plana çıktığından onların gözü dışarıda değil dışarının gözü içeridedir. Daha çok dışarıdan içeri izlenir ve içerideki hal nasılsa öyle vaziyet alınır. İçerideki adam zaten oranın sakinidir henüz dışarıdaki ise yabancı. Eğer bu düşüncenin sonucuna bakılacak olursa yazar ilgi gördüğünü düşünmektedir. Eğer yaz aylarında bir olay vuku bulduysa kahveci olay içerisindeki en tarafsız kimsedir. O kameranın arkasındaki, dövüşlerde tek zararlı çıkan, o kendince karar verecek şekliyle saha içerisinde koşuşturan ama amacı olayı izlemek olan kişidir. Çayını henüz bir istek üzere getirmemiştir lakin edeptendir ki bir kimseye çay içip içmeyeceği sorulmaz. Çay önüne gelir ve muhtemelen de o çay en nihayetinde içilir. Yazar halen buğulu camdan bakmaktadır. Lakin buğulu cama bakmaya başladığından beri havanın karardığı düşünülürse içerideki yoğun hava bir süre sonra yine camın buğulanması ile sonuçlanacaktır. Burada yazar bir bilinmezlik kapısı koymuştur. Kahve camındaki buğuyu silmek camda iz yapar eğer bu iz zaten olan bir iz olarak düşünülecek olursa yine hikaye sıradanlığını sürdürür. Bir kahveci çayını asla geciktirmez belki de Yazar bahçeye bakarken göz bebeklerinin büyümesiyle etrafı daha karanlık gördü bu sayede gördü ki mor koyulaşmış. Göz bebeklerinin neden büyüdüğü sorulacak olursa ise şu çok açıktır ki aklında canlanan güzel anılar onda fiziksel bir değişikliğe uğratmıştır. Kahveci devamında yerde bulundan mavi kasımpatılarını gösterecektir ki bunun okuyucuya sunduğu şey kahvecinin bahçeyi seviyor oluşu veya üzerinde emek harcıyor oluşu muhtemeldir. Burada gösterme biçimi her ne kadar belirsiz kalmışsa da çok uzakta olmasını veya kasımpatılarının pencereye uzak olması beklenemez. Yazar belki de o kasımpatıları henüz görmemişti. Kendisine hüzünlü gelen muhtemelen bir zamanlar yeşil olanın şimdi çırılçıplak kalmasıdır. Sonrasında kahveci yaşlıları moruklar olarak tanımlayıp ışıkları onların homurdanmalarından çekindiği için yakacağını söylemiştir. Anlatıcı bile havanın kararmasını görmüş hatta ve hatta kahvenin ışıklarının açık olmaması belki de yazarın sevdalanmasını yarıda bölecek kadar garipsemiştir. Kahveci homurdanmalar son raddesine ulaşana kadar ışıkları açmamaya niyetlidir.

(bu yazı ilk makale denemelerimdendir)

Leave a comment