Sait Faik Abasıyanık’ın Sinağrit Baba Eserinin Analizi

·

Sait Faik Abasıyanık Sinağrit Baba başlıklı bir öykü ilk bakışta okuyucuya evlenmiş, çoluk çocuk sahibi, aile reisi özelliklerine sahip bir  baş kahraman profili yansıtmaktadır. Devamında görüleceği üzere bahsi geçen bu baba bu özellikleri taşımayan bir babadır. Yazar metin içerisindeki geçişleri değişimlerini çarpıcı bir şekilde hızlı ve yorumunu okuyucuya bırakacak şekilde yapmaktadır.

“Cehennem Nişanın’da…” kelimeleriyle başlayan öykü okuyucunun aklında belki bunaltıcı sıcak bir mekanı canlandırmaktadır. Anlatıcı burada beş sandal olduklarından bahsederek öncelikle kamerayı pozitif ve hafif dalgalı deniz üzerindeki, oltasını atmış bir balıkçıya çevirmektedir. Devamında yazar kamerayı denizin alt kısımlarına yöneltirken aslında hala insandan kopmayarak denizin otuz sekiz kulaç altında tabirini kullanmıştır. Gelecek cümlelerde ilahi bir bakış açısı ile her ne kadar Sinağrit Baba yakından incelenecek de olsa, farklı bir dünya olarak tanımlanan deniz üzerindeki insan hikaye içerisinde canlılığını sürdürmüştür. Yazar, deniz altındaki bitkileri dallı budaklı olarak tanımlayarak sakin bir deniz üstüne nisbeten şatafatlı ve çok daha fazla detaya sahip bir deniz altı tasvirinde bulunmuştur. Bu şatafatlı yere yedi rengin en koyusu yani morun da eklendiğini söylemektedir yazar. Mor burada seçilebilecek en anlamlı renktir. Kraliyet moru olarak bile adlandırılan bir çeşidi olan morun tarih boyunca Bizans İmparatorluğu’nda, Kutsal Roma İmparatorluğu’nda sonrasında Roma Katolik Kiliseleri’nde kıyafetlerde görülüyor olması moru tam bir zenginlik ve şatafat rengi yapmıştır. Anlatıcının da söylediği üzere hava lodostur. Lodos en sık aralık ayında gözükmektedir. Aralık ayı ise Güneş’in ışınlarının denizin çok aşağılarına bile ulaştığı bir ay olarak bilinir. Burada sözü edilen otuz sekiz kulaç aşağısı yani yaklaşık 70 metre deniz altında sadece güneşin mor ışıkları görülür. Sait Faik denizaltı hakkında çok fazla bilgiye sahiptir. Yazar Sinağrit Baba’nın pullarını tanımlamak amacıyla “pırıl pırıl, eleğimsağlam” kelimelerini kullanmayı tercih etmiştir. Balığın pulları ilk çağa ait zengin, cömert, asil ve zalim mantolu bir krala benzetilmiştir. Anlatıcı bu sıfatlar ile balığı bir Bizans imparatoruna benzetmiştir. Kullanılan sıfatlar baba sözcüğüyle iç içedir demek mümkündür lakin zalim bir baba okuyucuya iyi bir çağrışım yapmamaktadır. Anlatıcı değerli taşlar ile süslü yine zarafetin renklerinden sedef laciverti içinde yanıp sönen sarayını özlemiş ve bu yüzden acele ettiğini düşünmüştür.

Şatafatlı sarayından etrafı gözetleyerek aslında ne kadar da deneyimli bir balık olduğunu ve -avlanmamak konusunda başarılı olacak ki- pek çok oltayı kopardığından bahsedilmektedir. Baba sıfatı ile uyumlu olarak gün görmüş geçirmiş olarak tanımlanan Sinağrit Baba aldığı tehditlerin farkında olan bir balıktır, belki de bu yüzden bu lakaba sahiptir. Pek çok oltayı koparmış olması sinağrit balığının çok güçlü bir çene yapısına sahip olmasıyla beraber Latince’de dişli anlamına gelen dentex olarak hitap edilmesiyle ilişkilendirilebilir.

Sinağrit balığı, orfoz balığı ile beraber avlanması en zor olan balık özelliğini taşımaktadır. Ömrünün sonuna geldiğini düşünen Sinağrit Baba akşamın yorucu ömrü bitirmek için uygun olduğunu düşünmektedir. Yüksek bir gözlem yeteneğine sahip anlatıcı pek çok detaya değinmiştir. “Daha her yeri pırıl pırılken, mantosu sırtında iken, daha eti mayoneze gelirken bitirmeli bu ömrü.” Sinağrit Balığı zor durumlara düşmeden veya ele ayağa düşmeden ömrünü bitirmek istemektedir. “mantosu sırtında iken” kelime grubu günlük yaşantımızda yer edinmiştir. Anlatıcı başka bir dünyada yaşadığına inanan Sinağrit Baba’ya bir insan özelliği daha yüklemiştir burada. Yazarın kullanmış olduğu benzetmeler ile  görülmektedir ki yazar hikayesi ile insanlara hitap etmektedir. Paltosunu da çıkartmadan yani çıkıp gitmeye de hazır iken Sinağrit Baba bu ömrü bitirmeyi planlamaktadır. Yazar etin mayoneze gelmesi tabiri ile bir meze olarak bile tüketilebileceğinden bahsetmektedir. Sinağrit Baba’nın belli ki artık kendisine bir yararı kalmamış ve artık umurunda olan tek şey kendisinden fayda edecekler olmuştur. “(15) Sonra hesapta bir gün pis bir “Vatos”un, bir sırtı renksiz, yapışkan ve parazitli bir canavarın dişine bir tarafını kaptırmak var.” Öleceğinin bilincinde bir şekilde yaşamakta olan Sinağrit Baba için artık önemli olan bu ömrü nasıl bitireceğidir. Sinağrit Baba burada vatoz balığını dış görünüşü ile yargılayarak ondan iğrenerek bahsetmektedir. “(16) İyisi mi, muhteşem bir sofraya kurulmalı, bir zaferle dolu ömrün sonunu beyaz şarapla, suların üstündeki başka dünyada yaşayan bir akıllı mahluka kendini teslim etmeli.” Sinağrit Baba tek çaresini akıllı bir mahluka yem olmak olarak belirlemiştir. Beyaz bir şarap ile beraber muhteşem bir sofrayı donatma hayalleri kurması ise balıkçılar tarafından kendisine verilen değerin farkında olduğunu göstermektedir. Sinağrit Baba suların üstüne ayrı bir dünya olarak bakmaktadır. Belli ki bulunduğu ortamdan sıkılmıştır ve oradan artık uzaklaşmak istemektedir ne pahasına olursa olsun ama bir şartı vardır: akıllı bir mahluka yakalanmak. Akıllı düşman akılsız düşmandan iyidir atasözünün yerinde olacağı bu durum Sinağrit Baba için son dakikalarında düşüneceği kadar büyük bir anlam ifade etmektedir.

“(17) Sinağrit Baba oltalardan birini kokladı. (18) Bu balıkçı Hıristo’dur; kusurlu adam.” Sinağrit Baba hangi oltanın hangi balıkçıya ait olduğunu tanımaktadır. Sinağrit Baba oltanın kie ait olduğunu çok iyi tanımaktadır öyle ki deniz altında oltanın kokusundan kime ait olduğunu tahmin etmektedir. Sinağrit Baba oltanın ve sahibinin hükmünü vermiştir. “(19) Gözü açtır onun. (20) İçinden pazarlıklıdır. (21) Evet, fukaradır ama, kibirli değildir. (22) Sinağrit Baba fukaralıkta gururu sever.” Sinağrit Baba için insanın açgözlü olması, içten pazarlıklı olması bir insanın kusurlu olabilmesi için yeterlidir.  Balıkçının aç gözlü olması Sinağrit Baba için önem arz etmektedir, çünkü balıkçının bu yanlışı kendisine veya çevresine zarar vermektedir. Bu durum balıkçının “kusurlu adam” olarak anılması için yeterli olmuştur. Bu balıkçı ile iyi bir ilişkiye sahip kimse de balıkçının hatasını biliyor olsa da buhatanın kendisine bir zararı yoktur. Sinağrit Baba her ne kadar fukara olsa da bir gurura sahip kimseyi severek balıkçı Hıristo’yu iyice yermiştir. Sinağrit Baba yakından tanıma fırsatını bulmadığı belki de hiçbir zaman bulamayacağı farklı dünyalara sahip bir kimse için verdiği hükümler için kendinden çok emindir. “(23) Öteki oltaya geçti. (24) Kokladı. (25) Bu balıkçı “Hasan”dır. (26) Geç! Cart curt etmesine bakma! (27) Korkaktır. (28) Sinağrit Baba cesur insandan hoşlanır.” Sinağrit Baba canını teslim edeceği olta için arayış içerisinde iken kesin hükümleri ile birer birer olta ucundaki balıkçıları karakterlerine göre elemektedir. Balıkçı Hasan atıp tutup, göz korkutucu şeyler söyleyerek her ne kadar güçlü kuvvetli ve dediğim dedik bir kişilik olarak görünse de Sinağrit Baba biliyordur ki aslında o korkaktır ve Sinağrit Baba cesur insanlardan hoşlanır. Sinağrit Baba sevdikleriyle hoşandıklarıyla mükemmel bir kişiliği ifade etmektedir aslında. Baba sıfatına layık bir şekilde cesuru sever, fukaralıkta gururu sever, kıskançları sevmez ve cömertten hoşlanır Sinağrit Baba. “(29) Bir başka oltaya başvurdu. (30) Balıkçı Yakup iyidir, hoştur, sevimlidir, edepsizdir, külhanidir. (31) Ama kıskançtır. (32) Kıskançları sevmez Sinağrit Baba, geç.” Balıkçı Yakup’da iyi özellikler de vardır ama Sinağrit Baba’yı ikna edecek kadar değildir. Sinağrit Baba için balıkçı Yakup’un edepsiz olmasını, külhani olmasını sorun etmese de kıskanç olması bir babanın kriterlerine uygun değildir. Balıkçının kıskanç olmasının sonuçları yine Sinağrit Baba ve çevresini etkileyecektir, bu yüzdendir ki Sinağrit Baba’nın buna tahammülü yoktur. “(33) Şu olta, hasisin tuttuğu olta. (34) Sinağrit Baba cömertten hoşlanır. (35) Ama bu oltaya bir baş vurmaya değer. (36) Bir baş vurdu. (37) Hasisin altasının iğnesini dümdüz etti. (38) Sinağrit Baba iğneden kopardığı yarım kolyozu çiğnemeden yuttu.” Sinağrit Baba iyi özelliklere sahip olmasına ardırmadan Balıkçı Hasis’in de oltasını dümdüz etmiştir. Sinağrit Baba’nın kendisine doğrudan bir zararı olmamasına rağmen yaptığı bu hareket bir baba sıfatına  yakışmamıştır. Bir baba cömertin yanında olmalıdır. Yazarın burada yapmış olduğu tezat ile baba sıfatına sahip sinağrit, sebepsiz bir şekilde insanların mal varlığına zarar veren bir balığa dönüşmüştü. Sinağrit Baba oltanın uzundaki kalyoz için iğneyi dümdüz etmiş olduğu düşünülecek olursa yine Sinağrit Baba kazanmıştır.

            Nikoli de orada bulunan balıkçılardan bir tanesiydi ve Sinağrit Baba onun oltasını kuyruğuyla sarsarak balıkçı Nikoli’ye boş bir umut vermekteydi. Baba sıfatından taviz vermeyen Sinağrit Baba sarhoş, ahlaksız, bencil bir kimseye bunu yaptığı belki de azdı ama Nikoli kibirli bir fukara idi ve bu özelliği Sinağrit Baba bir “baba” olarak sevse de farklı dünyada yaşayan belki de yıllarca düşmanı olarak gördüğü bu balıkçıların kusurlarını aramak onlara hak vermemek adına bu fukaranın kibrini beğenmeyerek bir kenera atmıştır. Sinağrit Baba’nın kendine uygun, zararı dokunmayan bir kibirli tabiri vardı ve bu insanoğlunda göremediği bir şeydi. İnsanoğlunda görmüş olduğu gururu kabul etmeyip kendi gurur tanımını yapmaya ihtiyaç duymuştur: onun için gururlu insan her yerinden belli olmalı, isteyerek gelmemeli lakin buna karşın istemeyerek de gelmemelidir. Bu gurur tanımını bir “baba” olarak Sinağrit Baba yapmıştır ve bunda rasyonalite aramak pek de yerinde olan bir seçenek olmayacaktır. Yazar rasyonaliteden uzakta pragmatist bir bakış açısı ile vermiş olduğu hükümler ile insanları yargılayan ve davranışlarının nasıl olmasına karar veren bir balık tasviri çizmiştir. Eğer kendi tanımına göre bir insan olsaydı ona zarar vermeyecekti oysa ki kendince ama şimdi “baba” özelliği altında buna tahammül edemezdi ve bir şekilde tutumunu karşı tarafa belli etmişti. Zaman hızla ilerlerken pek çok kimse daha gelmiş ve deniz üzerindeki fener sayısı bir bir artmıştır. Anlatıcı Sinağrit Baba’nın gözünden sandalların tatlı tatlı sallandığını söylemiştir. Sinağrit Baba sandallarla veya oltalarla işi yoktur onun bir “baba” olarak tek önemsediği: o ayırt edici kokuya sahip sandal ve oltaların sahibi birbirlerinden kusurlu balıkçılardır.

            Anlatıcı mercanların birden fenerlere yakalanmasını budalalık olarak yorumlamıştır. Sinağrit Baba bu duruma küçümseyerek bakmıştı. Sinağrit Baba onlardan farklıydı ve mercanların bu davranışları kendisini etkilemiyordu 

Leave a comment